Elimde olsa her okuyucumu benim için terapi niteliğinde olan dünyanın farklı köşelerine yollarım. Benim mutlu olmam için önkoşullar şunlar: Trafik olmayacak, doğa güzel, insanlar genelde yaşamlarından hoşnut ve birbirlerine saygılı olacak; kazıklanma korkusu olmadan iyi yiyip içebilecek ve gününü değerlendirebilecek uğraşılar bulabileceksin. Almanya’nın Moselle Nehri ve civarı bölgesinde bütün bu önkoşullar ve fazlası mevcut. Heim’s Restaurant, Zeltinger Hof gibi gastronomik cennet…

Malum, Euro 2016’da finale geldik. Biz de ailece maçları seyrediyoruz. Futbol zevki dışında benim en hoşuma giden, Linda ile Ceylan Handan’ın maçlara bakışı. Oyunculara not veriyorlar. Hayır, performansları ile ilgili değil. Görünüşlerini değerlendiriyorlar. Bizim hanım dövmelerini ve modern saç kesimlerini ‘iğrenç’ buluyor ve adam yakışıklı olsa bile geçer not vermiyor. Her ikisi de bizim millileri ‘tipi en iyi’ olan birkaç takım arasına aldı. Benim de göğsüm kabardı. Keşke maç sonuçlarını hanımların notları belirlese. Finalde belki biz olurduk!

Estetik önemli tabii. Ama ben onlardan farklı düşünüyorum. Allah için Türk hanımları ortalama olarak gerçekten güzel, bizimkiler de erkeklerin Amerikalılardan yakışıklı olduğunu söylüyor. Ama İngilizce deyimle “So what?” yani “Bundan bana ne?” Önemli olan ruhsal açıdan dengeli, kimseyi hörgörmeyen, herkese iyi davranan ve aksi ispatlanana kadar herkesin dürüst ve iyi niyetli olduğunu varsayan, samimi olarak güleryüzlü bireylerden oluşan bir toplumda yaşamak.

Roma İmparatoru Nero’dan Karl Marx’a Sadece eğitim, aile terbiyesi ve kültür değil olay. Fiziksel mekân ve trafik çok önemli. İstanbul gibi trafiği kabus gibi olan bir beton-kentte yaşayan ve geçim derdinde olan ve güçlünün her zaman haklı addedildiği bir ülkede yaşayan bizlerin toptan fıttırmadığımıza da şükür!

Elimde olsa her okuyucumu benim için terapi niteliğinde olan dünyanın farklı köşelerine yollarım. Benim mutlu olmam için önkoşullar şunlar: Trafik olmayacak; doğa güzel, insanlar genelde yaşamlarından hoşnut ve birbirlerine saygılı olacak; kazıklanma korkusu olmadan iyi yiyip içebilecek ve gününü değerlendirebilecek uğraşılar bulabileceksin.

Almanya’nın Moselle Nehri ve civarı bölgesinde bütün bu önkoşullar ve fazlası mevcut. Kaldığımız Traben ve karşısındaki Trarbach kartpostallara yakışacak güzellikte. Airbnb’den bulduğumuz ev rahat, konforlu, çok iyi fiyat. İnternete bağlanamadığımızda bize kendi evini açan, şarapla ilgili olduğumu görünce bize iki şişe, minik Ceylan’a da organik bir şişe üzüm suyu ikram eden Friederike Langguth ve ailesi harika insanlar. Trafik derdi yok. Kıvrıla kıvrıla akıp giden Moselle Nehri’nin her iki yakasındaki dik yamaçlar üzüm bağları, şatolar ve şahsiyeti olan taş evlerle donanmış. Tekne gezintisi yapıp ağır ağır yol alırken etrafınızı çeviren sevimli ördek ve kuğular da peri masalını tamamlıyor. Bölgedeki en büyük kent Trier de cici bir ortaçağ kenti. Roma kalıntıları ilginç. Ekim sonuna kadar devam edecek Roma İmparatoru Nero sergisi görülmeli. 19. yüzyılın büyük düşünürlerinden Karl Marx burada doğup büyümüş ve doğduğu ev müze haline getirilmiş. Ziyaret etmenizi tavsiye ederim. İki saatinizi alır.

Vasat bir lezzet bulmak zor!

Şarap bağları dedim. Dünyanın belki de en çok yönlü ve kompleks beyaz üzümü olan Riesling, Moselle-Saar-Ruhr bölgesinde doruğa çıkıyor. Egon Muller gibi üreticilerin ‘Trockenbeerenauslese’ denen tatlı şaraplarının müzayedelerde kaça satıldığını söyleyip sizi korkutmayayım. Trocken denen sek şaraplar da çok iyi ve benim tercihim. Kötüyü bırakın, vasat şarap bulmak da zor iş ama sek şarapların en iyilerini bulmak isterseniz ‘grosses gewachs’ ibaresini arayın. Bunlar lokantalarda 40 Euro civarı. Toprak yapısından dolayı mineralite açısından hepsi birbirinden nefis bu şaraplara ben bayılıyorum. Willi Schaefer, Clemens Busch, Peter Lauer gibi üreticilerin şaraplarını da ABD’de satın alıp kavima ekliyorum. Karl Marx müzesine giderseniz tam karşısında bir şarap barı var. Perakende de satıyorlar ve fiyatlar çok iyi.

Genel olarak lokantalar harika diyemem ama iyi seçim yaparsanız çok iyi ya da bayağı iyi yemeniz mümkün. Tavsiye edilen her lokantayı deneyemedim çünkü iki mekânı fiyat-kalite ve ambiyans olarak çok sevdim ve ikişer kez gittim. Bunlardan Reiler Hof-Heim’s Restaurant bize çok yakındı ve nehrin tam karşısında. Dışarıdaki masalardan birine oturup bir yandan kuğu ve ördekleri seyredip diğer yandan son derece taze ve çok iyi pişmiş nehir balıkları ve süper bir dana yanağını tadıp yanlarında bir Clemens Busch açtırmak büyük keyif. Diğer lokanta olan Zeltinger Hof ise rosti denen patates böreğini gastronomik düzeye çıkarmış. Lokantada çok iyi şaraplar bardak ya da yarım bardakta 3 Euro gibi fiyatlara denenebiliyor. Perakende fiyatına satıyorlar da şarapları. Bu arada Moselle’de iyi Pinot Noir ve Pinot Blanc da var. Marcus Molitor’un üç yıldızlı Klosterberg Pinot Noir ve Pinot Blanc’ı bence dünya çapında.

 

Çok özel bir yemek ve özellikle geyik gibi av etleri ve olağanüstü bir güvercin için ise Michelin üç yıldızlı Waldhotel Sonnora Avrupa’nın en iyi lokantalarından biri. Servis ve ambiyans 10 üzerinden 10.

 

Leave a reply