Burası yaratıcısının imzasını çok güçlü olarak taşıyan, nevi şahsına münhasır bir mekân. Görmüş geçirmiş ve çok boyutlu biri olan Ece Hanım’ın evinin uzantısı gibi bir yer. Ece’nin malzeme seçme, yemek tasarlama ve pişirme hüneri kadar yaşam felsefesi ve tarzının, mekânın her yerine yansıdığını söyleyebilirim.

İstanbul’da ev sahibi olma şansım olsaydı, ne Boğaz derdim ne Ulus. Asmalimescit derdim. Her ne kadar suni olarak değiştirilmeye çalışılsa da, İstanbul kozmopolit geçmişi olan bir kent. Doğu ile Batı arasında bir köprü. Pera ve civarı şu anda bana yaralanmış bir güzeli anımsatıyor. Dün San Francisco’da, ‘The Brand New Testament’ (Türkiye’de ‘Yeni Ahit’ adıyla gösterilmişti) adlı bir fantezi-komedi filmi gördüm. Belçikalı Jaco Van Dormael’in filminde, Laura Verlinden dünyalar güzeli ve tek kollu bir azizeyi canlandırıyor.  Günümüz Pera’sı da bana kolu kanadı kırılsa ve birileri bir yerlerinden budamaya devam etse bile cazibesi hiç sönmeyen ve sadece bakmayı değil, görmeyi  bilenleri kendine âşık eden bir azize-güzeli anımsatıyor.

Her güzel, hafif bir makyajla daha güzelleşir tabii. Miklagibi çağdaş, Yakup ve Cavit gibi meyhane tarzı mutfakların bu yörede olması, çekiciliğini arttırıyor. Bunların arasında hiçbir kategoriye girmeyen ilginç bir ‘lokanta’ var: ‘9 Ece Aksoy’. Lokantayı tırnak arasına alıyorum çünkü burası yaratıcısının imzasını çok güçlü olarak taşıyan, nevi şahsına münhasır bir mekân. Görmüş geçirmiş ve çok boyutlu biri olan Ece Hanım’ın evinin uzantısı gibi bir yer. Doğruyu söylemek gerekirse, Ece Hanım’ı evinde düşünemiyorum, çünkü evi burası. Yaratıcısının adını taşıyan tüm mekânlar arasında bunu hak eden çok az sayıda yerden biri. Ece’nin malzeme seçme, yemek tasarlama ve pişirme hüneri kadar yaşam felsefesi ve tarzının, mekânın her yerine yansıdığını söyleyebilirim. Maddi durumu konusunda bilgi sahibi değilim ancak kendi yağında kavrulduğunu tahmin edebiliyorum. Millet sıradan pizza ve burger ile franchise haline gelir ve milyonları götürürken, Trakya’nın bilmem ne köyünde saf tereyağı peşinde koşan bir hanımefendi para değil, başka bir şeylerin peşinde demektir.

Ne gibi? Bence yaptığı işi trendlere göre değil, kendi zevkine göre yapmaktan zevk almak. Sonuçtan çok süreç odaklı olmak. Müşterileriyle kurduğu uzun süreli ilişki ve karşılıklı etkileşimden haz duymak.

İşte bu nedenlerle Ece Hanım’a iyilik mi ediyorum, kötülük mü, bilmiyorum bu yazıyı yayımlayarak. Gördüğüm kadarıyla, eğer burası  birden farklı profil ve beklentileri olan bir müşteri kitlesinin akınına uğrarsa üç tehlike kapıda. Mutfak küçük ve yemeklerin pek çoğu sipariş sonrası hazırlanıyor. Sabırsız bir müşteri kitlesi, mutfağa yanlış sinyaller gönderip kaliteyi olumsuz etkiler. Sonra servis… Eleman az sayıda ve amatör bir hava hâkim. Aşırı kalabalığı kaldıramazlar. Bir de buraya ilk kez geleceklerin havasına, ritmine ve stiline uyum sorunu olabilir. Kan uyuşmaz ise burasının kimyası bozulabilir.

Aheste demlenmeyi sevenlere

Ama benim gibi hem Asmalımescit hayranı hem de profesyonel servise pek takılmadan ve seçimleri Ece Hanım’a bırakıp aheste aheste demlenerek leziz, çeşitli ve lokmalık yeme sevdalısıysanız sorun yok. Doğru yerdesiniz.

Ne gibi atıştırmalıklar mı? Gerçekten iyi tereyağı, ev yapımı ekşi maya ve zeytinli ekmek, tel peyniri, nar ve ceviz güzel başlangıç. Lahana sarması içinde midye dolma gayet iyi. Portakal suyunda pişmiş kereviz ve pazı yaprağında suşi cok lezzetli. Turpotu taze ve kıtır. Minik bir kızın serçeparmağı inceliğindeki yaprak sarma harika. Brokoli, karnabahar, semizotu ve salatalıklı salatada her şey taze ve sipariş sonrası hazırlanmış. Acı biber soslu kekremsi yeşil domates kızartma nefis.Fransızlar’ın ‘coq au vin’ dediği şarapta ağır ağır pişmiş horoz, deneyen üç arkadaşıma göre çok iyi. Yanındaki siyez pilavi gerçek siyez. Kuzu incik bellekte iz bırakmaz ama İstanbul ortalamasının epey üstünde.

Tatlılar mı? Sakızlı kazandibi çok iyi. ‘Ağız tadı’ tatlısı, yani taze ahududu ezmeli ve bisküvili muhallebi de ondan geri kalmıyor. Daha çok rakı içiliyor. Benim gibi şarap istiyorsanız liste sınırlı ve yazılanların çoğu yok. İçtiğimiz yerli Chardonnay, denediğimiz üç şişe arasında en iyisi. Üç şişe şarapla birlikte 4 kişi 1000 TL. Şahsiyetli, kimseyi taklit etmeyen ve endüstriyel malzeme kullanmayan bir mutfak için, özellikle pahalı şarapları seçtiğimizi dikkate alırsak, gayet  makul.

Yeni yıldan bir dileğim: İnşallah sadece Ece uzun yıllar bu işe devam etmekle kalmaz, Ece tipi şahsiyetli mekânlar filizlenip gelişme imkânı bulur günümüzün zor şartlarında.

 

Leave a reply