‘Okumuş ama cahil’ olmanın beslenmeyle bir ilişkisi var mı? Aşırı tahıl ve beyaz ekmek tüketimi beyni nasıl etkiliyor? Bence bu üzerinde durulması gereken bir konu…

Kızım Ceylan Handan, YouTube’dan, Texas Tech Üniversitesi’nde çekilmiş bir video gösterdi.

10 civarı öğrenciye Amerikan içsavaşının kimler arasında geçtiği soruluyor. Cevap yok. Kim kazandı? Bir yanlış cevap, diğerlerinin haberi yok. ABD Başkan Yardımcısı’nın adı soruluyor. Sadece bir öğrenci Joe Biden diyor, diğerleri bilmiyor. Arkasından Brad Pitt’in yeni ve eski eşlerinin adı soruluyor. Eksiksiz hepsi doğru cevaplıyor. YouTube’da ‘Politically-Challenged: Texas Tech Edition’ diye aratıp izleyin.

Pop kültür kurbanı Amerikalılar… Bence bunun diyetle de alakası var. Burger, dondurulmuş pizza ve kolayla büyüyor gençlerin çoğu.

OKUDUĞUNU ANLAMA SONUNCUSU

Biz de okuduğunu anlama ve problem çözmede OECD ülkeleri arasında sonuncuyuz. Araştırma ciddi. OECD yapmış. Bizde 10 Temmuz’da onedio.com’da çıkmış, ben de internetten arayıp doğru olduğunu teyit ettim. Ülkemizde yetişkinlerin yüzde 45.7’si okuduğunu anlamada özürlü. OECD ülkeleri arasında bu en yüksek oran. İlginç olan bir detay var: 16-24 yaş grubunda OECD ortalamasının biraz gerisindeyiz. Ancak 35-44 yaş grubunda bayağı gerisindeyiz. Kanımca bu, ciddi kitap okumayıp televizyonda üçüncü sınıf dizileri fazla seyretmekten geliyor. Beyin uyuşuyor ve gri hücrelerin gelişmesi sekteye uğruyor. İşyerine, dolayısıyla üretkenliğe de yansıyor bu durum. Ülkemiz işyerinde problem çözme ve teknolojiyi kullanmada OECD sonuncusu. Financial Times’da çıkan 19 Mayıs tarihli, OECD araştırmasını yorumlayan bir makaleye göre sorunun temeli, eğitimsizlik değil. Ezbere, dogmalara dayanan eğitim. İşyerinde problem çözmede ve okuduğunu anlamada önde gelen ülkeler, eğitimde eleştirel düşünmeyi ön plana çıkarıyor. Yani sorgulama ve doğru sorular sorma yeteneği. Aksi takdirde okumuş ama cahil olabiliyorsunuz. Bunun diyetle ilgisi var mı? Aşırı tahıl ve beyaz ekmek tüketimi beyni nasıl etkiliyor? Bence bu mutlaka üzerinde durulması gereken bir konu.

AİLE KURUMU CİDDİ BİR KRİZDE Mİ? 

Hanım, 1 Ağustos New York Times’ında yayımlanmış bir makaleye dikkatimi çekti. Çin’de yeni gelişen, çok başarılı bir iş modeli: ‘Mistress dispellers’ yani ‘metres kovalama servisi’. Çin’de hemen her zengin erkeğin ve devlet adamının bir metresi varmış. 2013’te Renmin Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre bu oran; yüzde 95. Biz erkekler resmen dayaklık yaratıklarız. Eşine iyi davranan kadınların kocaları metres tutuyormuş, eli maşalıların değil. Her neyse… Kocalarının metresiyle ilişkisini sona erdirmek isteyen Çinli kadınlar bu işte uzmanlaşmış şirketlere gidiyor. Şirket çalışanları bir şekilde metres olan kadının yaşamına girip onun ihtiyaç ve beklentilerini anlıyor ve ona göre yaratıcı çözümler buluyor. Şiddet kullanmak kesinlikle yok. Metres bir türlü ikna edilip kocanızın yaşamından çıkarılıyor. Başarı yüzdesi yüzde 90. Maliyeti? 45 bin dolardan başlıyor ve çok yukarılara çıkabiliyor. Aile kurumu sadece Çin’de değil, bütün dünyada çok ciddi bir krizde. Boşanma oranı bu krizin göstergesi değil, çünkü bekâr yaşamak, kötü bir evlilikten iyi. Birçok kadın kültürel nedenlerden, çocukların sorumluluğundan ve ekonomik sorunlar yüzünden eşiyle yaşıyor.

İlişki kalitesi nasıl artırılabilir? Naçizane kanım; erkeklerin çocuk bakımının yüzde 50’sini üstlenmediği, seksist bir dünyada, eş ‘anne’ olduktan sonra tehlike çanları çalmaya başlıyor. İş yükü artan kadın, kendine daha az zaman ayırınca eşinin gözünde giderek bir ‘arzu nesnesi’ olmaktan çıkıp kendini koyvermiş, devamlı dırdır eden biri haline geliyor. Çaresi var mı? Bir ölçüde. Eşinizle ara sıra çocukları almadan kısa seyahatlere ve haftada bir, dışarıda baş başa yemeğe gitmek kanımca çok yararlı olur. Evli kadına; devamlı ‘anne’ ve ‘fedakâr eş’ rolleri yüklenmemeli.

OKUDUĞUNU ANLAMAYANLAR İÇİN NOT: 

Hayır. Kadın, anne olmasın demedim. Elbette annelik kutsal. Koca, eşini ara sıra seyahate ve güzel bir akşam yemeğine götürürse kadın daha mutlu, evlilik de daha sağlam olur dedim.

 

Leave a reply