Şarap İllüstrasyon

Fransa’nın Bordeaux bölgesindeki dört şatoyu aynı günde gezip şaraplarını tattım. İşte Chateau Pavie, Chateau Cheval Blanc, Chateau Ausone ve Chateau Angelus izlenimlerim.

Dünyanın önde gelen iki kırmızı şarap bölgesinden biri olan Bordeaux’da (Fransa) imparatorlar saraylarda değil şatolarda yaşıyor. Geçen haftaki yazımda Bordeaux’daki hiyerarşiyi ve  klasifikasyon sistemini anlatmış ve dört şatonun en üst mertebe olan “Premier Grand Cru Classe A” statüsüne layık görüldüğünü belirtmiştim. Bu şatoların hepsini aynı günde gezip şaraplarını tatmak yakın zamanlarda nasip oldu: Chateau Pavie, Chateau Cheval Blanc, Chateau Ausone ve Chateau Angelus.

Chateau Pavie

Chateau Pavie: En iyilerde olan çok boyutluluk yok
Bana bu randevuları ayarlayan Mösyö Naulet, Pavie ve Angelus’un en üst mertebeye terfi ettiklerini söyleyince şaşırmıştım. 2012’de gerçekleşen bu revizyon belli ki biraz politik. Piyasalarda Angelus ve Pavie, Ausone ve Cheval Blanc’in dörtte biri fiyatlara bulunuyor. Daha önce çok ilgimi çekmemişti bu şarap. Ancak süpermarket zincirleri sahibi Gerard Perse 1998 senesinde burayı satın aldıktan sonra kalitenin çok yükseldiğini duymuştum. Mösyö ve Madam Perse ile tanışmadık. Basın ilişkileri sorumlusu genç bir kadın gezdirdi beni ve eşimi. Şatonun içine girip etrafa bakındığım zaman nefesim kesildi. Adeta modern bir katedral. Her taraf mermer ve tonozlu. Şarapların yıllandığı barik denen 225 litrelik fıçılar dahil her şey devasa boyutta. Mimar Alberto Pinto tasarımını yapmış ve renovasyon sadece iki senede bitmiş.  Neoklasik denen stilde. Duvardaki rengarenk soyut tablolar, dev hacimli ve her yeri mermer katedral-şatonun kendisini çok ciddiye alan biraz monolitik yapısını yumuşatmak yerine daha da pekiştiriyor sanki. Şaraplar da öyle. Meşhur danışman Michel Rolland buraya damgasını vurmuş. Belli ki düşük randıman ve optimum olgunluk düzeyi. Güçlü ve yoğun şaraplar. Merlot ağırlıklı ama Cabernet Franc (yüzde 20) ve Sauvignon (yüzde 10) da var kupajlarda ortalama olarak. Tanenler güçlü ama kadifemsi. Meyvemsilik önde ama derinlik de var. 2002 gibi zor bir senede bile yapısı ve belkemiği sağlam ve tanenleri hiç de yeşil olmayan bir şarap yapmışlar. Farklı milezimler arası tutarlılık da kayda değer. Bütün bunlara rağmen olağanüstü demek zor bu şaraplara. Hepsi 90 üstü puan alır ama benim için 95 ve üzeri değiller. Aynı modern şato gibi çok bariz şarapların özellikleri. Kesinlikle basit ya da monolitik değiller ancak dünyanın en iyi şaraplarında olan çok boyutluluk da yok gibi. İnsan takdir ediyor, seviyor fakat içinde ulvi düşünceler de doğmuyor.

Bordeaus 1998

Chateau Cheval Blanc: Şatosu da şarapları gibi bir başyapıt
Hem hayranlık hem hayal kırıklığı hem de kırdığım bir pot… Çok merak ettiğim bu şatonun mimarisi olağanüstü. Çevre ile uyumlu olmanın ötesinde sanki onun doğal bir uzantısı. Christian de Portzamparc mimarlık bürosunun adını bu vesileyle ilk kez duydum ve başka eserlerini görmedim ama Cheval Blanc (Beyaz At) şatosu şarapları gibi bir başyapıt. Ergonomik olmasının ötesinde postmodern yapıların bazıları gibi konfor ikinci plana atılmış değil. Tavandaki kirişler ve fermantasyon tankları hafif eğimli. Düz ve sert çizgiler yok. Ya da Pavie’de olduğu gibi kendinizi okyanusun ortasında su damlacığı gibi hissetmiyorsunuz. Sanki tüylerinizi ürperterek saygı uyandırmak yerine üst düzeyde bir armoni yakalayarak saygı uyandırmayı yeğlemişler. Genellikle şaraplarında olduğu gibi. 1982, 1990, 1998, 2000, 2005, 2009 ve 2010’u çok merak ediyordum. “Misafir umduğumu değil bulduğunu…” derler. Vasatın az üstü bir şaraptan aldıkları her yudumdan sonra orgazmik sesler çıkaran bir Japon grubunun arasına kattılar bizi. Sonra da vasatın az üstü dediğim 2006 senesini ikram ettiler. Diğer bazı 2006 Bordeaux’lara özgü dirilik yoktu bu şarapta. Henüz dengeye oturmamıştı. “Nasıl buldunuz şarabı?” Hayal kırıklığımı belli etmemek için konuyu değiştirdim. “Mösyö Pinault çok iyi etmiş burayı satın almakla. Kadınlar konusunda da çok zevkli. Bir kez onu Salma Hayek ile bir lokantada gördüm. Çok çok hoş ve elegan bir hatun.” “Pinault değil buranın sahibi. Mösyö Bernard Arnauld. Ayrıca Belçikalı Albert Freres ile ortak. Salma Hayek ile de hiçbir ilişkisi yok!” Arno. Pino. Karışabilir. Galiba Arnault, Avrupa’nın en zenginiymiş, Pinault da fakir sayılmazmış. Adlar karışabilir de iyi bir milezimin Cheval Blanc’ini  2006, 2007 gibi sıradan Beyaz Atlar ile karıştırmam mümkün değil.

Chateau Ausone

Chateau Ausone: Şarapları doku açısından çok zarif
Beyaz At’ın damağımda bıraktığı yeşil tanenleri L’Envers du Decor lokantasında 20 avroya ıstakoz yiyip yanında beyaz şarap içerek temizledik. Sonra  haritada Ausone işaretini bulmaya çalıştık. Meğer diğer üç şato gibi kasabanın dışında değil, içinde ve en yüksek noktasındaymış. Diğerleri gibi şaşaalı değil burası. Minik ve tarihi bir şato ve karşısında şapel denen küçük kilise. Şatonun önündeki yamaçların her tarafı çok eski bağlarla kaplı. Cheval Blanc gibi Merlot üçte bir ile yüzde 40 arası giriyor kupaja. Gerisi Cabernet Franc. Her yerde karşımıza çıkan halkla ilişkiler uzmanı hanımlar yerine buranın sahibi Mösyö Alain Vauthier karşıladı bizi. Önce şaraphaneye gittik sonra da oturma odasında sohbet ettik. Şato 500 senede sadece üç kez el değiştirmiş. Mösyö Vauthier ile büyük halası Dubois-Challon arasında mahkemelere yansıyan bir iktidar mücadelesi yaşanmış. Halası kontrolü elinde tutarken Pascal Delbeck şaraplardan sorumlu olmuş ve 1976-1995 arasında şatoyu eski ününe kavuşturmuş (1960 ve 1970’ler Ausone için sorunlu yıllar). Daha sonra iktidar mücadelesini kazanan Vauthier, Delbeck ile yolları ayırmış ve Michel Rolland ile çalışmaya başlamış. 1998’de Pascal Delbeck’in ülkemize, Gülor şarapları için danışman olarak geldiğini biliyor muydunuz? Tattığım Kot (Malbec) şarapları arasında 1998 Gülor’un uluslararası standartlara ulaşan nadir ülke şaraplarından biri olduğunu söyleyebilirim. Yazık ki sadece bir sene sürmüş Delbeck’in danışmanlığı. Ama Chateau Ausone’de korunmuş standartlar. Hatta daha da yükselmiş. Son 12 milezimin Ausone’ları müthiş. 2000-2012 arasında, 2006 ve 2007 hariç, hepsinin olağanüstü olduğunu düşünüyorum. Fıçıdan tattığım 2012 de beni etkiledi. Notlarım şöyle: Çiçeksi, tatlı baharat ve büyüleyici bir aroma. Damakta dolgun ama kesinlikle hantal ya da ağır değil. Hem kırmızı hem kara orman meyveleri cirit atıyor. Belkemik ve orta damak sağlam ama çok da elegan. Bitimde tekrar damakta patlama yapıyor egzotik baharatlar. (100 üzerinden 95.) Benim gibi Bourgogne tutkunuysanız Ausone’un size özellikle hitap edeceğini düşünüyorum çünkü sıralamanın en üstündeki, Petrus dahil, şaraplar arasında doku açısından en zarif olanı bu. Haut Brion ve Cheval Blanc ile birlikte benim üç favorimden biri. Ama maalesef çok pahalı. Cheval Blanc’dan bile pahalı. Ausone’un onda biri fiyata ikinci şarapları var: La Chapelle d’Ausone. O da teruarın özelliklerini yansıtıyor.

Résidence Personnes AgéesChateau Angelus: Cazibesi yüksek şaraplar
Şatonun girişinde meşhur üç Angelus çanı var. Bizi karşılarken İstiklal Marşımızı bu çanlarla çalmaları çok klas bir davranıştı… Pavie gibi Merlot ağırlıklı, cazibesi yüksek bir şarap bu. 1989 ve 1990 olağanüstüye yakın. 2000 öyleymiş, denemedim. 2010 ve 2012’nin de 95 düzeyinde olabileceğini düşünüyorum.  Damaktaki zengin ve olgun meyvemsi dolgunluk ile bitimdeki mineralitenin karşılıklı birlikteliği bu şarapları Bordeaux’nun seçkinleri arasına sokuyor. Peki diğer ikisi düzeyinde mi Angelus ve Pavie? Tartışılır. Bu ikisinin bazı Cheval Blanc ve Ausone’larda fark edeceğiniz transandantal boyutlara ulaşabileceklerini sanmıyorum.

 

Leave a reply