pizza illustrasyon

“Büyüklerin sözünü dinle. Onlar bilir neyin yanlış, neyin doğru olduğunu”…

Amerika’nın başkenti taksi cenneti. Taksiler bol, ucuz, hepsi efendi. Özellikle New York ile kıyaslanırsa aradaki fark cennet ile cehennem gibi. Özellikle dikkatimi çeken Müslüman ülkelerden gelenler. Herhalde son olaylardan sonra iyice tedirgin olmuşlar ve müşteriyi memnun etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yukarıdaki sözlerin sahibi Pakistanlı sakallı bir amca. Sözlerin hedefi ise Ceylan. Ağzından bu kelimeler dam üstünde saksağan tipi dökülüyor çünkü ben ona hiçbir şekilde “kızım laf dinlemiyor” demedim. Belli ki adamcağız kendi çocuklarından çekmiş. Benim Türk olduğumu öğrenince kendine göre aile sorunlarımızın çözümüne yardımcı oluyor. Ceylan handan’ın cevabı harika: “Bunlar çok derinlikli konular. Benim bu konuyu tartışacak kadar entelektüel derinliğim yok. Daha 12 yaşındayım”.

Bush yıllarında Washington DC‘yi ziyaret ettiğimde kendimi canavarın ininde hissetmiştim. Şimdi daha iyi hissediyorum çünkü Obama bayağı iyi işler yaptı. Amerika’nın en zor döneminde başa geldi ve ekonomi çok iyi gidiyor. Asgari ücret yükseldi, işsizlik azaldı ve Obama gelir bölüşümünde dengesizliği Amerka’nın en ciddi sorunu olarak görüyor. Sağlık reformunda Clinton’ın yapamadığını yaptı ve Amerika’yı bu alanda utanılır bir ülke olmaktan çıkardı. Ortadoğu’da İran ile yakınlaşarak tarihi bir hamleyi gerçekleştiriyor. Filistin konusunda da Cumhuriyetçilere göre çok daha adil olmaya çalışıyor. İsrail ve Netanyahu Obama’yı istemiyor tabii. Netanyahu tarihçe hiç olmayan bir işi yapıyor ve Washington’a Cumhuriyetçilerin elindeki kongreye Amerika’nın İran ile yakınlaşmasını eleştiren bir konuşma yapmak için geliyor. İnanılmaz bir şey. Kanımda Amerika’nın seçkin ve zengin kesiti de adamı zenci olduğu için bir türlü içine sindiremedi.

Pedagoji konusunda Pakistanlı anca ile konuşmak geçmiyor içimden ve konuyu değiştiriyorum: “Sence şu Charlie Hebdo işinin iç yüzü ne?” “Bunları yapan Müslüman olamaz ama onlara yaptıranlar var”, diyor. Olabilir tabii. Katillerin kimliklerini arabada unutması ikna edici gelmedi. IŞID olayı üstlenmedi. Yapsalardı üstlenirlerdi. Yemen’den gelen açıklama da kimseyi ikna etmedi.

Büyük devlet adamı, Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle 1967 Arap-İsrail savaşında bildiğiniz gibi tarafsız kaldı. Günümüzde İsrail Avrupa’da giderek yandaşlarını yitiriyor ve izole oluyor. Filistin konusunda Fransız Cumhubaşkanı Hollande, diğer Avrupa ülkelerinden de ileri gitti. Özellikle son bir sene içinde İsrail çok kan kaybetti. Cenaze töreni sırasında Netanyahu’nun, otobüs beklerken yaşlıları itip öne geçen gençler gibi, dirseklerini kullanarak ön sıralara geçmek istemesi bana anlamlı geliyor. Yaşlı amcaya “kendine iyi bak” deyip taksiden iniyoruz.

1422748800-7262aabdfb2df4ec08c7463e9710f26e

                                                                                                             Obelisk Lokantası

Washington‘da ilk gecemiz. Hedefimiz Dupont Center’daki Obelisk Lokantası. Lokanta bir evin ikinci katı. Dirsekleyip düşüyorum çünkü rezervasyonumuz var. En son, 20 sene önce, Dünya Bankası’nda çalışırken ziyaret ettiğim bu İtalyan lokantasını formundan hiçbir şey kaybetmemiş buluyorum. Formülleri basit. Herkesin önüne 5 antipasti geliyor. Sonra 3 pasta arasından seçim. 3 de ana yemek var. Sonra peynir tabağı ve tatlı. Lokantanın kapasitesi 25-30 kişi ve her şey sıcaklar sonrası sipariş sonrası sıfırdan pişiyor.

Antipasti olarak önce önümüze burada imal edilen burrata peyniri geliyor. Sonra kırmızı yapraklı hindiba (radicchio), portakal ve pancar salatası. Piemonte usulü vitello tonnata (Tuna balığı karnından bir sosla soğüş dana bonfile). Kabuğu içinde sunulan aşırı taze minik deniz tarağı. Son olarak da chili biberi yağı ile sarımsaklı karnabahar.

Bence hepsi çok iyi. Hindiba salatası ile deniz tarağı harika. Ceylan sadece karnabaharı yiyor. Diğerinin tadına bile bakmayı reddediyor. Emrediyorum ama olmuyor. Büyük sözü dinlemiyor!

Pasta olarak seçimim içi taze ricotta ve hindibali (escarole) ravioli. Ançuez soslu.. Harika… Bundan sonra iki kişilik olan dana biftek de çok çok iyi. Ama asıl başımı döndüren peynir tabağı. Pecorino Firorello, Abruzzo’dan keçi sütünden Piave Vecchio ve Piemonte’den keçi, koyun, inek karışımı La Tur. Son ikisi dünya çapında. Yanlarında volkanik Etna dağındaki bağlardan gelen elegan, güçlü asideli ve oldukça kompleks bir şarabın son damlaları ile bu peynirleri adamı stratosfere çıkarıyor.

1422748800-f8b0e658e04229b463c6e2e40857b184

1422748800-e82fdfc362fa470d999a83f2dcd1fada

                                                                                                                      Rasika

İkinci akşam şu anda epey revaçta olan modern bir Hint lokantası deniyoruz. Rasika. Burada kaçırmamanız gereken 3 şey var. Bizim lavaş ve pidelere benzeyen farklı ekmekler. Naan, Paratha ve Kulcha ekmeklerinden birer tane denemeli. Karışık bir ekmek sepeti de var ama ayrıca trüf yağlı Kaan’ın bir tadına bakın. İkinci olarak kıtır ıspanak, hurma Chutney, demirhindi ve tatlımsı bir yoğurt ile hazırladıkları Palak Chaat çok hoş.

1422748800-b438eba6dcfcffcb4365ffe9e0f689f0

1422748800-58b8c0e6c098c449a79bb06c7922ec6b

                                                                                                                              Rasika

Son olarak da bal, anason, kırmızı üzüm sirkesi ile marine edilip odun fırınında pişen “Black Cod”. Bizde bir-iki lokantada bulunuyor ama fiyatı (ithal edildiği için) 100 TL üzeri. Burada 29 USD. Bu üçünün dışında bir-iki öğünün daha tadına baktık ama onları çok kayda değer bulmadım. Şarap menüleri de zengin ama ben çok sevdiğim beyaz bir Bourgogne götürdüm yanımda ve 20 USD tıpa açma parası ödedim. Makul…

1422748800-ca8b38bd747544e7b44abade9d6a471a

1422748800-455d8ef8fb76a98fa7e1fbfcf85c13d1

                                                                                                           Inn at Little Washington

Belki de en özel lokantayı sona sakladık. Inn at Little Washington. Arlington’da bir otelde kalıyorduk ve buradan 80 dakika sürdü. Burası hem butik otel hem lokanta ama odalar bizim için çok pahalı. 90’ların başında çok iyi anılarım olan Inn at Little Washington‘ı aynı bıraktığım gibi buldum. Amerika’nın en iyi lokantalarından biri ve en romantik olanı Buraya geldiğinizde sanki geçmişe yolculuk yapıyorsunuz. Daha “kind and gentle”, nazik ve hassas bir geçmişe… Herhalde hiçbir zaman var olmamış, belki Amerika’nın güneyindeki “Rüzgar Gibi Geçti” romanında portresi çizilen seçkin bir kesim için geçerli olmuş bir geçmişe…

1422748800-2ae688a5f408e16d56f4104b921f9a74

1422748800-67ea7f0317fb7b7d4e51aed78a5680d9

1422748800-af07fd79e34a5b24e26abcc5018effa7

                                                                                                   Inn at Little Washington

Üç menü var. İki tadım hoşluğu. 4 porsiyon ve tatlı, kahve. Menü fiyatı 168 USD ama kahve, su, içinde. (Ben şarabımı da birlikte götürdüm. 1994 Bourgogne, Richebourg). Bir de vejetaryen menü var onu da Ceylan ısmarladı. Yediğimiz her şey çok iyiydi. Özellikle harika diyeceklerim dört tane. Vejetaryen menüden “kış şalgamları gratine, bıldırcın yumurtası ve parmesan peyniri sosu”. “Our Enduring Classics” (Lokantanın klasikleri) menüsünden “ot kabuklu süt kuzusu carpaccio ve sezar salatası dondurma” (soğuk bir öğün). Gene bu menüden “yabanmersini ile marine edilmiş güvercin ve kıtır patates galet”. Kış menüsünden ise “New England minik deniz tarakları, şekerlendirilmiş tatlı patates, makademya fındığı ve Hindistan cevizli süt sosu” ile. Bunun dışında tatlılar ve kahve de çok iyi. Yemek sonrasında mutfağı da dolaştık ve şef Patrick O’Connell ile sohbet ettik.Mutfakta en az 30 kişi çalışıyor ve O’Connell mutfaktan çıkan her öğünü müşterinin masasına gitmeden kontrol ediyor. Meşhur şeflerin daha çok uçakta yaşadığı ve sadece özel misafirler için çaba sarf ettikleri bir çağda bu kadar başarılı ve Amerika’da efsane olmuş bir şef ve lokanta işletmecisinin iş etiği ve sorumluluk duygusuna insan şapka çıkarır.

Washington’da günü dolu geçiyor insanın. Gelirseniz mutlaka Georgetown’da yürüyün. Pizza Paradiso’da iyi bir pizza yiyip 300 çeşit artizanal bira arasından seçim yapın. Müzeler de bedava. National Gallery of Arts çok önemli ve El Greco  odası için özel zaman ayırın. 2002’de açılan Spy Museum” (Casus Müzesi) de sadece çocuklar için değil, herkes için ilginç. Giriş paralı buraya ama değiyor. İnşallah Obama dönemi sona ermeden bir kez daha kısmet olur burayı ziyaret etmek.

 

Leave a reply