Dr. Seuss’un Thidwick kitabını biliyor musunuz? Thidwick’de küçük, tatlı bir Amerikan geyiğinin başına gelenler anlatılır. Çok iyi niyetli ve yardımsever bir yaratık olan minik geyik, uzun mesafe bir hedefe doğru ilerlemektedir. Ona yaklaşan küçük bir böcek, aynı yere gittiğini boynuzunda seyahat etmenin mümkün olup olmadığını sorar. Thidwick adlı geyik, “elbette ki küçük böcek, boynuzuma yerleşebilirsin” der. Bir süre gittikten sonra yolda bir örümcek görürler. Örümcek, aynı şeyi yapabileceğini düşünür ve izin almadan diğer boynuza yerleşir ve ağlarını örmeye başlar.
Bu tür bir mesaj, çocuklar için çok değerli bir ders sunar. Başkalarının sınırlarına saygı duymak, izinsiz bir şeyler talep etmenin ya da kullanmanın yanlış olduğunu anlamak, erken yaşta öğrenilmesi gereken önemli kavramlardır.
Neden mi bu kitaptan bahsettim? Çünkü birkaç ay önce Bostancıda, bir lahmacuncuda yaşadığım olay aklıma geldi. Çekim için gittiğim bu mekanda yemek yerken izinsiz olarak videomun çekilmesine tepki gösterdim ve durumu mahrumiyetime bir müdahale olarak değerlendirdim. Durumun sona ermesi icin karsi tarafi uyardim. Bu olayın ardından kamuoyu ikiye bölündü. Bir kısım insan bana hak verirken başka bir kısım insanda benim tepkimi gereksiz ve abartılı gördü. Ne olmuş yani sen de onu çekiyorsun o da seni çeker tipi ifadeler kullandı. Aradan zaman geçtikten sonra bu olay üzerine düşünmeye başladım. Ben rızam olmadan çekim yapılmasına tepki göstermiştim. Elbette ki ben bir lokantada çekim yaptığım zaman izin alıyorum ve genellikle lokantacılar önceden de haberleri olmadığı için çekim yapmamdan çok mutlu oluyorlar. Peki nasıl oluyor da birçok insan aradaki farkı yani rızası olup çekim yapmak ile rızası olmadan gizli bir şekilde birinin videosunu çekmek arasındaki farkı göremiyor? Bu neden kaynaklanıyor? Bunu cevaplamak icin basima sosyolog şapkamı geçirmeye karar verdim. Sosyoloji burada devreye giriyor cunku anlattigim olay bireysel mahremiyet ve toplumsal normlar arasındaki sınırların nasıl algılandığına dair önemli bir tartışmayı gündeme getiriyor. Kesin olan su ki bizim toplumun normları, Batı ülkelerin normlarından çok farklı.
Bu yazıda iki bölüm var. İlk bölümde ülkemizde Batı dünyasından farklı olan bu normları analiz edeceğim. İkinci bölümde ünlü insanlar ve fenomenler açısından bu farkların ne gibi sonuçlar verdiğini ve onları nasıl davranmaya ittiğinden bahsedeceğim.
Şunu belirteyim ki, bir benzer olay ABD’de gerçekleşseydi, toplumsal tepki ve olayın sonuçları, hem kültürel farklılıklar hem de tarafların haklarına verilen önem açısından Türkiye’den farklılık gösterirdi. Genel olarak bireyselleşme sürecinin tamamlandığı her Batı toplumunda bireyin mahremiyetine büyük önem verilir. Bir kişinin izni olmadan görüntüsünün kaydedilmesi, özellikle bu kayıt ticari veya alenen yayımlanacaksa, ciddi bir tepkiyle karşılanabilir. Hukuki açıdan da bendenize Stanford Üniversitesi Hukuk bölümünde öğrettikleri gibi, ABD’de, özellikle Kaliforniya gibi mahremiyet yasalarının sıkı olduğu eyaletlerde, bir kişinin izni olmadan görüntüsünün alınması ve yayılması ciddi yasal sonuçlar doğurur. Böyle bir olayda, özellikle ekonomik fayda sağlamak için görüntüyü çeken kişi veya işletme dava edilir ve muhtemelen hukuki yaptırımlarla karşılaşır. Elbette ki yasaların başarı ile uygulanması için kültürel normlar ile uyumlu olmaları gerekir.
Türkiye’de mahremiyet hakkına dair farkındalık ve hassasiyet daha düşük olduğundan, olayın özü olan “rıza” ve “bireysel haklar” gibi konulara odaklanmak yerine tarafların ses tonu, kullanılan sözler, (izinsiz çekim devam etmesine rağmen lokantacının “estağfurullah” demesi sempati topladı), vücut dili, biçim ve içerikten çok “ambalaja takılma” diyebileceğimiz unsurlar ön plana çıktı. Bu arada benim çektiğim videoda lahmacunu çok beğenmem ve kuvvetle tavsiye etmem bir profesyonel norm olarak hiç tartışılmadı.
Peki Türk toplumunda bulunan konunun özüne odaklanma yerine şekline dikkat etme alışkanlığı nelerden kaynaklanıyor? Şu faktörler sıralanabilir.
1. Geleneksel ve Toplumsal Normlara Bağlılık
Türk toplumunda, geleneksel değerler ve toplumsal normlara uygunluk, bireysel eylemlerin değerlendirilmesinde belirleyici bir rol oynar. Bu, bireylerin düşüncelerini ifade etme biçimlerinin, fikirlerinin özünden daha önemli hale gelmesine neden olabilir.. Bu tür bir yapı, bireysel hakların değil, topluma uygun davranışların ödüllendirilmesine yol açar. Lahmacuncu olayında olduğu gibi bireysel hak ihlallerini konu alan meseleler, bu nedenle toplumun geneli tarafından “uygun bir şekilde dile getirilip getirilmediği” üzerinden değerlendirilir.
2. İmaj ve Toplumsal Statü Odaklılık
Türk toplumunda bireylerin ve kurumların statüleri, genellikle içerikten daha fazla dikkate alınır. Psikolog Doğan Cüceloğlu, bu durumu “toplumda yüzeysel algıların derin değerlerin önüne geçmesi” olarak yorumlar. Cüceloğlu’na göre, insanlar toplumdaki konumlarını korumak adına görünürdeki davranışları aşırı önemserler. Bu da olayların içeriğinden çok, olayın kim tarafından yaşandığı ve nasıl göründüğünün öncelikli tartışma konusu olmasına neden olur. Gene videomun izinsiz çekilmesine gösterdiğim tepkide olduğu gibi, tanınmış bir kişi, tepkisiyle mahremiyet gibi evrensel bir değeri savunsa bile, toplumda bu savunu, onun toplumsal imajı ve kullandığı ifadeler üzerinden tartışılır. Nitekim de öyle oldu ve olay sanki arkadaş ya da eş seçer gibi “kimi seviyorum”, “mağdur ezilen esnaf”, “sempatik gelmiyor” gibi duygusal izlenimlerle değerlendirildi.
3. Eğlence Odaklı Kültür ve Duyarsızlaşma
Medya, olayları halkın ilgisini çekecek şekilde şekillendirme eğilimindedir. Türkiye’de bu durum, olayların özü yerine sansasyonel veya mizahi unsurlarının ön plana çıkarılmasıyla daha da belirginleşir. İletişim bilimcisi Nilüfer Timisi Nalçaoğlu, Türk medyasının olayları bireyler üzerinden kişiselleştirdiğini ve derin meseleleri yüzeysel tartışmalara dönüştürdüğünü ifade eder. Nitekim sosyal medyada benim olayımı mahremiyetin ihlali gibi ciddi bir mesele yerine oldukça bayağı bir şekilde mizah malzemesi haline getirenler de çıktı. Elbette ki, zekice olayı mizahlaştırma konunun özüne olan ilgiyi artırmak için de etkili bir araç olabilir. Ama yukarıdaki anlamda fikir ve kavram üzerinden değil, kişisel özelliklerden yola çıkan “popülist” mizah, düşündürücü mizah’tan çok konunun özüne bizleri yabancılaştıran bir tür linçleme’ye dönüşebiliyor.
4. Empati Eksikliği ve Eleştiri Kültürü
Türk toplumunda empati geliştirme yerine eleştiri kültürünün daha baskın olması, olayların özüne inmenin önünde bir engel oluşturur. Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu, toplumdaki empati eksikliğinin bireylerin kendi iç dünyalarındaki çatışmalarla bağlantılı olduğunu belirtir. Bu eksiklik, bireylerin bir başkasının yaşadığı rahatsızlığı veya mağduriyeti anlamalarını zorlaştırır. Bu nedenle benim olayımdaki mahremiyet ihlali gibi evrensel bir konu, bireysel olarak anlamlandırılmaktan çok, davranış şekli ve kullanılan sözler üzerinden eleştirilir. Elbette ki toplumumuzdaki şekilcilik eğilimi, ünlüler ve fenomenler için bir “algı yaratma” zorunluluğu doğuruyor. Toplum, genellikle dış görünüşe, estetik standartlara ve “kusursuz” bir imaja daha fazla dikkat ediyor. Bunun ünlüler açısından da doğurduğu sorunlar var.
Görünüş Odaklılık: Estetik Müdahaleler ve Mükemmeliyet Algısı
- Estetik Müdahaleler ve Moda: Ünlüler, popülerliklerini artırmak veya korumak için dış görünümlerine büyük yatırımlar yapıyor. Türkiye’de estetik cerrahinin yaygınlaşması ve moda markalarıyla iş birliği yapan fenomenlerin artması, bu eğilimi açıkça gösteriyor. Ben izleyicilerimi kilo alıp vermem, saçımı tarama şeklim, ceket rengim ya da yanımdaki kadının görünüşü gibi konularda yorum yapmamaları için defalarca uyarmama ragmen yerleşmiş davranış kalıplarını değiştiremiyorum ve havlu atıyorum.
- Mükemmeliyet Algısı: Sosyal medya, bireylerin “mükemmel” bir yaşam tarzı sunmalarını zorunlu hale getiriyor. Ünlüler ve fenomenler, lüks yaşam tarzlarını, tatillerini ve pahalı kıyafetlerini paylaşarak bu algıyı pekiştiriyor. Ben bir-iki kez evimdeki yemekleri mutfakta hazırlama aşamasında gösterdiğim zaman birçok izleyicinin yemeğe odaklanmak yerine mutfak düzeni ve görünüşü konusunda bana hakaret ettiğini gördüm.
Algı Yönetimi ve İmaj Yaratma
Türkiye’de popüler olan kişiler, yalnızca fiziksel görünümlerine değil, aynı zamanda halkın onlara atfettiği kimliğe de büyük önem veriyor. Bu, genellikle şu şekilde gerçekleşiyor.
- Halkla İlişki Odaklılık: Türk ünlüler, halkla daha samimi ve yakın bir bağ kurmaya çalışır. Bu bağlamda “bizden biri” gibi görünmek, samimi bir dil kullanmak ve toplumun değerlerine uygun davranmak, popülerliklerini artırmak için sıkça kullandıkları yöntemlerdir. Tuttuğu futbol takımına olan bağı patetik ve irrasyonel boyutlara varan insanların çok olduğu bir ülkede, tuttuğu takımı kamuoyu önünde duyurmak, bir ünlü açısından politik görüş açıklamaktan daha çok risk taşıyor.
- Kriz Yönetimi: Algı yönetimi, yalnızca popülerliği artırmak için değil, itibar kaybını önlemek için de kullanılıyor. Örneğin, ünlüler bir krizle karşılaştıklarında kamuoyuna hitaben özür mesajları yayınliyor veya durumu normalleştirmeye çalışıyor. Burada da önemli olan o ünlünün gerçekte ne düşündüğü değil, 5 vakit namaz kılıp devamlı yalan söyleyen biri gibi “şekle uygun” davranıp davranmadığı.
Özetlersek, Batı dünyasının aksine, Türkiye’de ünlüler, halkın malı olarak görülmeye ve bu durumu kabullenmeye daha yatkınlar. Birçok insan, ünlülerin hayatlarına ve görünüşlerine müdahale etmeyi hak olarak görüyor. Burada şöyle bir kısır döngü söz konusu: Halkın beklentilerini bilen fenomenler genellikle takipçileriyle daha samimi ve “arkadaşça” bir ilişki kuruyorlar. Bu, izleyicilerin onlara daha fazla müdahale hakkı olduğunu düşünmesine yol açıyor. Sonuçta, bu durum, mahremiyet sınırlarının bulanıklaşmasına neden oluyor. Mahremiyet hakkı iyice bulanık hale gelirken bireysellik ve otantiklik de güme gidiyor.
Elbette ki bunlar derin konular. Ülkemizde bireysel hakların gelişememesi ve Batı’dan alınmış kanunlar ile yerleşik norm’ların çelişmesinin gerisinde hem aile yapısı hem eğitim sistemi yatıyor. Bunları da belirleyen toplumsal dinamikler ve tarihsel gelişim süreci. Başka yazılarda konuyu deşmeye devam.



