Donald Trump’ın rekor seviyede 77 milyon oy ile başkan seçilmesini “Tanrı’nın gazabı” olarak değerlendirenler var. Gerçekten de hem ekonomik alanda uzun süredir saltanat süren neoliberal ekonomik ilkeler bir bir çiğnenirken, toplumsal yaşamda ve devlet içinde de minik depremler oluyor.

Bazıları inanılır gibi değil ve kabak önce “şeytan gibi görülen” yasal olmayan göçmenlerin başına patladı. Şu anda bulunduğum Atlanta’da her yerde polis ve göçmen mahallelerine devamlı polis baskını. Polisler okullara bile baskın yapıp terör estiriyorlar. Ama etkilenen sadece vasıfsız göçmenler değil. Yasa tanımaz şekilde önceden verilen haklar da geri alınıyor. Örneğin, Dünya Bankası’ndan bir arkadaşım yazdı. Kolombiya’dan iş için gitmiş ve geri dönen heyetten, Kolombiya vatandaşı olup Dünya Bankası çalışanlarına verilen G4 vizesi ile bu uluslararası kurumda çalışan insanların vizesini havaalanında iptal edip onları sınır dışı etmişler. Çocukça intikam alma girişimi söz konusu olan.

Eski bir Dünya Bankası çalışanı olarak beni en çok tedirgin eden ise son 50 senenin dünyaya şekil veren ve kanımca Dünya Savaşı riskini azaltan kurumsallaşmış diplomasi ilkelerinin terk edilmesi ve uluslararası kurumların zayıflaması. Örneğin, Amerika’nın Dünya Sağlık Örgütü gibi bir kurumdan ve Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi. Devlet içinde de yılların demokratik kazanımları ile şekillenmiş, ekonomiyi regüle edici kurumlar zayıflatılıyor, çalışanlar hallaç pamuğu gibi dağıtılıp topluca istifaya zorlanıyor veya atılıyor.
Peki bütün bunların gerisinde yatan vizyon ne? Olayın özü ne? Olanların arkasında kimler ve ne gibi bir dünya görüşü yatıyor?

Kanımca hâkim olan ideoloji NİHİLİZM. Bildiğimiz klasik ahlak kurallarını reddeden ve evrensel etik değerleri alaya alan, yapma’dan çok yıkma’ya yönelik bir dünya görüşü. Bu görüş kesinlikle Biden’in partisi Demokrat’lara göre daha tutucu ve ekonomik açıdan globalizasyon ve neoliberalizmi savunan Cumhuriyetçi Partinin geleneksel ideolojisi değil. Ama yavaş yavaş “globalizasyon karşıtı güçler” eskiden azınlık iken şimdi egemen hale geldiler. Yani ekonomide korumacılığı savunma, Çin, Kanada ve Meksika’ya yüksek gümrük vergileri, bitmeyen ve küçük menfaatler ile yönlendirilen “yaptırımlar”, İkinci Dünya Savaşı öncesini andıran dışarıya kapalı “Ticaret Blokları” kurma gibi uygulamalar ile neo-liberal globalizasyon’un temel ilkeleri terk ediliyor. Aslında bu ilkelerin terk edilmesi 1. Trump döneminde başladı, Biden’in Başkanlığı süresince zig zaglar çizerek devam etti, şimdi 2. Trump döneminde ise “yelkenler fora” tam gaz gidiyor. Peki nasıl oluyor da Cumhuriyetçi Parti’nin temel ilkelerinden bu kadar sapıldı? Arkada ne ve kimler var?

Varoufakis’in deyimi ile “teknostrüktür” ve Silicon Valley oligarşisi ve onların dünya görüşleri var. Nihilist, bir ölçüde libertaryen ve kurulu düzeni yıkıp dağıtmaya yeminli vizyon Amerika’da aşırı sol veya marjinal entelektüellerin görüşü değil. Son seçimlerde Trump’ın arkasında kilitlenmiş, parayı basmış, şimdi de hükümetin içinde veya etkili danışman olan inanılmaz güçlü bir klik. Egemen durumda oldukları için hem içeride hem dışarıda rekabet istemiyorlar. Ekonomi ötesi yani politik yaptırımlarla rekabetin önüne geçip rant topluyorlar. Gerekirse, Mafya misali “ya bana sat ya yasaklarım” diyorlar. (TikTok olayı). Serbest piyasada hesaplaşmak yerine Devlet’i ele geçirip bel altından vuruyorlar.

Bu oligarklar arasında şu an en etkin olan PayPal mafyası: Elon Musk, Peter Thiel, David Sacks, Marc Andreessen.

PayPal mafyası ilginç bir hikaye ve günümüz Amerikan oligarklarını anlamanın anahtarı. Bu terim, 1990’ların sonlarında .com patlamasından birkaç yıl sonra Finansal Hizmetler Şirketi PayPal’da bağlantı kuran bir grubu ifade eder. PayPal 2002’de eBay tarafından satın alındığında bu kişilere oligark seviyesini zenginleştirmedi. Ancak dirsek teması içinde kalan ve çok iyi yatırımlar yapan birkaç PayPal zengini, günümüzün önde gelen oligarkları ve hepsinin ortak noktası Trump etrafında kenetlenmesi. Daha da önemlisi elbette ki dünya görüşleri ve beklentileri.

Elon Musk, grubun en tanınmış ismi. Biliyorsunuz Donald Trump’ın seçilmesinden sonraki 3 gün içinde Elon Musk’ın serveti 26,5 milyar dolar arttı, saniyede 100 bin dolardan fazla. Daha sonra bu rakam yaklaşık 125 milyar dolar arttı ve böylece Musk Trump’ın kampanyasında harcadığı 200 milyon dolara karşılık 750 kat gibi bir getiriş sağladı. Dünyanın ilk dolar trilyoneri olmaya yaklaşmış Musk’in gelirinden efektif vergi oranı ise sadece yüzde 3.3 !

Musk belki PayPal kliğinin en az garip görüşlere sahip olanı. Ya da olanı idi diyelim.. Biz uzun süre Musk’ı, sık sık iklim değişikliği tehlikesi konusunda bizleri uyaran ve dünyanın en ünlü elektrik otomobili şirketi olan Tesla’yı yöneten insan olarak bilirdik. Ancak çok son yıllarda garip değişimler oldu. Musk iyice radikalleşti. Olayı yakından izleyenlere göre bu radikalleşmenin 3 nedeni var. Bir tanesi Covid-19 pandemisi ve ardından gelen kapanmalar. Musk bu zoraki eve kapanma olayını aptalca olarak hatta faşist olarak nitelendirdi. İkincisi Biden nefreti. Bunun nedeni de 2021 yılında çok beklemesine ve istemese rağmen Beyaz Saray’a çağrılmamasından geliyor. Ama üçüncü ve belki de en önemlisi Musk’ın ilk eşinden olan transgender çocuğunun babasıyla bağını koparıp resmi olarak adını değiştirmesi. Musk bu olayı « woke mind virus » yani liberallerin desteklediği « azınlık gruplarla empati kurup farkındalık yaratma » ideolojisinin bir sonucu olarak suçladı ve « woke » benzeri değerleri modern medeniyetin en büyük tehditlerinden biri olarak nitelendirdi. Bunlarla birlikte Musk, yakın zamanda verdiği Nazi tipi selam ile somutlaşan ve giderek faşizmi ve Hitler’in Aryan Alman ırkı söylemlerini hatırlatan bir ideoloji geliştirmeye başladı. Garipliklerin ve kurgu-bilim tipi yatırımların hepsinden bahsetmek için yerimiz yok ama şunu vurgulayalım. Batı ülkelerinde doğurganlığın azalması ve zeki insanların az çocuk yapması ona göre çok ciddi bir olay. Kendisi şu anda süper zeki insanların daha yoğun şekilde üremesi gerektiğini savunuyor ve bunu da ispat etmek için birkaç kadından toplam 12 çocuk sahibi oldu. Bu çocuklardan bazıları şu isimleri taşıyor : X Æ A-Xii, Exa Dark Sideræl, and Techno Mechanicus.

Bütün bu garipliklere rağmen, Musk belki de PayPal mafyasının en az sıra dışı üyesi. Kesinlikle daha eksantrik olan Peter Thiel. Bir eşcinsel olan Peter Thiel, Stanford felsefesi bölümünden mezun ve yakından tanıyanların çok zeki olduğunu söylediği bir insan. Libertaryen bir yayın organı olan Cato Unbound’ta çıkan bir makalesinde, artık özgürlük ve demokrasinin uyumlu olduğunu inanmıyorum diye yazdı. Demokrasi eleştirisinin özü ise refah devletinin gelişmesi ve kadınlara seçme hakkı verilmesi. Bunlar düşüncesiz halkın zaferi imiş.

Thiel bunları yazdığında libertaryenlere siyaseti tamamen terk etmelerini ve kurtuluşu teknolojide özellikle internet ve uzay yolculuğunda aramalarını tavsiye ediyordu. Ama giderek fikri değişti ve politikaya girmeye karar verdi. Politika’daki amacı düzeni değiştirmek ve egemen olanı yakıp yıkmak. Thiel ve hem ilham alıp hem desteklediği aşırı sağ düşünür Curtis Yarvin’e göre yıkılması gereken kutsal Katedral. Katedral’den kastedilen Amerika’daki ana akım medya ve üniversitelerden oluşan bir yapı. Bu yapı hem kamuoyu hem devleti kontrol ediyor. Bir anlamda “derin devlet”. Bu yapının yıkılmasını sağlayacak bir diktatör ya da monark çağrısında bulunuyorlar.

Thiel sadece çağrıda bulunmakla kalmıyor tabii. Desteklediği adaylar çoğu kendi şirketlerinde çalışmış parlak gençler. Bunlardan biri de şu andaki Başkan yardımcısı J.D. Vance. Thiel’in yatırım şirketinden geliyor. İleride Başkan olma şansı da var. Vance aracıyla Thiel yeni dönemde elbette çok etkili olacak.

Devam edelim. PayPal markasından David Sacks da var. David Sacks, kariyerin başında popülist ve işçi sınıfı savunucusu olduğunu söylüyordu. Şu anda ise tamamen farklı bir yerde. Trump onu kripto para ve yapay zeka konularında yeni yönetimin başı olarak atadı. Sacks, The Diversity Myth adlı bir kitabın da, Thiel ile birlikte, yazarı. Bu kitapta siyasi doğruluk ve çok kültürlülük eleştirilirken tecavüz farkındalığı (rape awareness) hareketi erkekleri şeytanlaştırmak için yaratılmış bir bahane olarak nitelendiriliyor.

Bir de adını internet browser’larından bildiğimiz multi-milyarder Marc Andreessen var. Tekno-Optimist Manifesto’nun da yazarı. Ona göre insanlığın bütün sorunları teknoloji ile çözülebilir. Marc Andreessen bu öngörüyü Nietzsche’nin son derece bayağı ve basit bir yorumu ile birleştiriyor. Ona göre geleceğin dünyasında sadece en güçlü ve en yetenekli olanlara yer var. Bunun tek ölçütü de teknoloji dehası olmak. Bu insanlara teknoloji süpermeni diyor Andreessen. Bu ideoloji’ye paralel olarak Andreessen gündelik basit insanlar için son derece küçük düşürücü laflar ediyor. Allah’a şükür Oxycontin (bir nevi ağrı kesici) ve video oyunları var ki bu salaklar sessiz kalıyor, diyor. Aynı zamanda komünizmin oyunu dediği « sustainability » yani sürdürülebilirlik ve « social responsibility » yani sosyal sorumluluk gibi kavram ve projeleri de reddediyor.

Elbette ki ideolojik ve pragmatik nedenlerle Trump’a büyük paralar akıtan daha onlarca dolar milyarderi var ama bunlar yukarıda bahsettiğim PayPal Mafyası gibi uzun erimli bir vizyon sahibi değil.

Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor? Beni şu anda en çok rahatsız eden şu. Aşırı güç ve aşırı servet her zaman bir araya gelmeyebilir. Ama her ikisinin de benzer etkileri vardır. Trump ve etrafındaki politikacılar şu anda aşırı güç sahibi. Elbette ki bunun ciddi sakıncaları var. Yine Trump’ın etrafındaki oligarklar ise aşırı servet sahibi. Bunun da çok olumsuz etkileri var. Aşırı güç ve aşırı servet sahipleri oligarklar başkalarını suçladıkları gibi, asıl kendileri, fil dişi bir kulede yaşıyor. Yani yaşamları korumalar, hizmetçiler, dalkavuklar, limuzinler, helikopterler, yatlar, özel jetler ve özel adalardan oluşan ve bizlerin içine giremeyeceği ses geçirmez ve dışarıya görüntü sızmaz bir kapalı sahnede geçiyor. Bu şekilde yaşayan insanlar sonunda kendilerinin dahi olduğuna ve her zaman haklı olduklarına karar veriyorlar. İnanılmaz bir özgüven ve onunla birlikte duyarsızlık ve empati eksikliği bunun sonucu.

Oligarklar ile MAGA’cı Make America Great Again siyasetçilerin Trump’ın liderliğindeki işbirliği ne kadar devam edecek? Bunu bilemiyorum. Farklı görüşler var. Ama bildiğim tek şey var. O da şu. Eğer ekonomik oligarkların Trump yönetimi içindeki kişisel ağırlığı azalsa bile muhakkak ki etkileri devam edecek. Özellikle de vizyonları ve genel etkileri. Nihilist, libertaryen, aşırı bireyci, teknoloji zenginlerini evrenin merkezine koyan bir bakış açısı bu. Kendilerini deha olarak gören bu oligarklar, Silicon Valley’de yoktan var edip trilyoner olmadan önce karşılarındaki her engeli yıkıp yok etmişler. Şimdi de aynısını Amerikan devleti içinde yapıp kendilerine karşı gördükleri kurum, yasa ve düzenlemeleri yıkıp yok etmek istiyorlar. Bunun için de Tanrı’nın kırbacı olarak gördükleri Trump’ı destekliyorlar.

Ne kadar başarılı olacaklar? Hep birlikte göreceğiz.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir