Geçen hafta tamamladığım bir haftalık Puglia seyahatimin ardından damağımda kalan izlenimleri ve bölge gastronomisine dair yaptığım tespitleri paylaşmak isterim. Beğendiğim spesifik lokantaları haftaya bırakarak, önce bu bölgenin gastronomik kimliğini neden bu denli başarılı bulduğumu analiz etmeye çalışacağım.
İtalya’nın meşhur çizmesinin topuğuna, yani Puglia’ya bir lezzet yolculuğu yaptığınızda, sizi ilk karşılayan şatafatlı mekânlar değil, toprağın ve denizin sunduğu o saf cömertliktir. Burada gastronomi teorilerle değil hayatın kendisiyle yani malzemenin özüyle şekilleniyor. Burasi otantikliğin kalesini inşa etmiş bir coğrafya. Ufukta gümüş gibi parlayan zeytin ağaçları, altın sarısı buğday tarlaları ve iki denizin (Adriyatik ve İyon) sunduğu nimetler… İşte Puglia mutfağının temelini oluşturan benim “kutsal üçgen” olarak tanımladığım yapı bu. Düşünün ki ülke zeytinyağı üretiminin neredeyse yarısını tek başına karşılayan bir bölgedeyiz. Burada sabahları dar bir sokakta, evinin önünde orecchiette (kulak makarna) yoğuran bir nonna (büyükanne) görmek günün menüsüne dair en net ipucunu verir. Mesele en taze olanı, o gün toprağın ve denizin verdiğini en doğru şekilde yorumlamaktır.
Puglia’nın mutfak karakterini deşifre etmek için anahtar kelime “cucina povera”. Yani “yokluk mutfağı”. Ancak bu ifadeyi sakın yanlış değerlendirmeyin. Zira bu felsefe malzeme sayısı olarak fakir olsa da, lezzet derinliği ve arkasındaki bilgelik açısından inanılmaz zengindir. Yüzyılların getirdiği ekonomik zorluklar, buranın insanına en basit ürünlerle nasıl bir lezzet senfonisi yaratılacağını öğretmiş. Kuzey İtalya’nın tereyağı ve kremaya dayalı, damağı yoran ağır soslarının aksine, burada sahnenin mutlak yıldızı, bölgenin sıvı altını olan sızma zeytinyağıdır. Etin lüks olduğu dönemlerde protein kaynağı olan baklagiller, özellikle bakla ve nohut, o kadar ustaca yorumlanmış ki günümüzdeki tabakları et yemeklerini aratmıyor. Bu nedenle Puglia vejetaryenler için adeta bir vaha niteliğindedir. İsrafın kabul edilemez, yaratıcılığın ise bir erdem sayıldığı bu mutfak “azla çoğu yaratma” sanatının doruk noktasıdır. Gösterişli ve pahalı malzemelerle değil, doğru ve kaliteli ürünle nasıl ziyafet çekileceğinin yaşayan kanıtıdır.
Gelelim Puglia’nın dünya gastronomisine armağan ettiği o muazzam ürünlere… Listenin başında benim için bir peynirden çok daha fazlası olan burrata var. Dışarıdan bakıldığında mütevazı bir mozzarella topu gibi duruyor. Ancak bıçağınızla o ilk teması sağladığınız anda içinden akan ipeksi krema (stracciatella) ve taze sütün birlikteliği damakta adeta bir lezzet patlaması yaratıyor. Dokusal bir şölen. 1920’lerde Andria’da artan mozzarella ve kremayı ziyan etmemek için bulunan bu çözüm, tam bir “cucina povera” dehası. Anavatanında yapıldığı gün tüketilen taptaze bir burrata’nın yanına konmuş birkaç dilim sulu ve tatlı domates ile bir dal fesleğen… İşte mutluluğun en rafine ve sade tanımı budur.
Puglia denince akla gelen ikinci imza ise şüphesiz orecchiette. “Küçük kulaklar” anlamına gelen bu makarnanın en klasik ve bence en başarılı yorumu, bölgeye özgü, hafif acımtırak bir şalgam otu olan cime di rapa ile yapılanıdır. Sarımsak, ançüez ve zeytinyağında sotelenen bu yeşilliğin, makarnanın çukur formuna doluşarak yarattığı lezzet dengesi, basit ama üzerinde çok düşünülmüş bir formül. Üzerine serpiştirilen kavrulmuş ekmek kırıntıları ise yemeğe dokusal bir boyut katmanın en akıllıca yolu. Bir diğer rustik efsane olan fave e cicorie de değerlendirilmeli. ipeksi kıvamda bir kuru bakla püresinin, yabani hindibanın o güzel acılığıyla kurduğu denge, toprağın en yalın ama en güçlü tatlarını sunan oldukça başarılı bir tabak.
Puglia bir tahıl cenneti ve bu durum ekmekçilik kültürüne de yansımış. Pane di Altamura, yani Altamura ekmeği, sıradan bir ekmek değil adeta gastronomik bir anıttır. Sadece durum buğdayı irmiği, su, maya ve tuzla yapılan, odun fırınında pişen bu devasa somunlar o kadar kalın bir kabuğa ve nemli bir iç yapıya sahip ki tazeliğini haftalarca koruyabiliyor. Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret (PDO) alan ilk ve tek ekmek olması da kalitesinin bir tescilidir. Bir dilim koparıp üzerine sadece iyi bir zeytinyağı gezdirdiğinizde, iyi bir ekmeğin tek başına nasıl bir öğün olabileceğini anlıyorsunuz. Sokak lezzetlerinde ise focaccia barese bir başyapıt. Üzeri bol zeytinyağlı, kiraz domatesli ve zeytinli bu puf puf hamur işi, günün her anı için mükemmel bir atıştırmalık.
Peki ya deniz? Puglia’nın uzun sahil şeridi, deniz mahsulleri için bir cennet. Burada ürünler o kadar taze ki, pişirmek onlara neredeyse bir hakaret sayılabilir. Özellikle çiğ servis edilen kırmızı karides (gambero rosso) tatlıya çalan ve neredeyse kremsi dokusuyla başlı başına bir lezzet eşiğidir. Üzerine sadece birkaç damla limon ve kaliteli bir zeytinyağı… Başka hiçbir şeye ihtiyaç yok. Bari gibi liman kentlerinde sabah balık pazarında tezgâhtan alınan taze denizkestanesini o an, orada yemek ise biraz cesaret isteyen ama ödülü büyük, otantik bir yerel ritüel.
Bu lezzet senfonisine eşlik edecek içkilere gelince… Puglia, İtalya’nın adeta şarap mahzeni. Bölgenin yıldızı, güçlü gövdeli, baharatlı ve siyah meyve aromalarıyla öne çıkan Primitivo üzümü. Özellikle Primitivo di Manduria apelasyonundan gelen şaraplar, içtiğinizde damağınızda bölgenin güneşini hissettiren, oldukça karakterli örnekler. Bir diğer yerli kahraman Negroamaro ise daha kadifemsi ve topraksı notalarıyla farklı bir profil sunuyor. Yıllarca Kuzey İtalya’nın ünlü şaraplarına güç vermek için harman olarak kullanılan bu üzümlerin artık kendi kimlikleriyle dünya sahnesinde olmaları sevindirici.
Puglia Not Defterimden Tavsiyeler
Eğer yolunuz bu eşsiz bölgeye düşerse, bir lezzet avcısı olarak şu deneyimleri es geçmemenizi şiddetle tavsiye ederim:
• Orecchiette con le cime di rapa: Puglia’nın ruhunu tatmak için en doğru başlangıç noktası. Yalınlığın arkasındaki dehanın farkına varacaksınız.
• Taze Burrata: Mümkünse bir mandıradan (caseificio) alınmış, günlük bir burrata tattığınızda, daha önce yediklerinizin sadece birer kopya olduğunu anlayacaksınız.
• Focaccia Barese: Bir fırından (panificio) yeni çıkmış, sıcak bir dilim alın. Yanında hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını göreceksiniz.
• Çiğ Deniz Mahsulleri (Crudo di Mare): Özellikle kırmızı karides ve denizkestanesi. Tazeliğin ne demek olduğunu yeniden keşfedeceğiniz bir deneyim.
• Pasticciotto: Lecce’ye özgü, içi pastacı kreması dolu bu minik tart. Sabah kahvesiyle denendiğinde güne başlamanın en tatlı yolu.
• Primitivo Şarabı: Yoğun kırmızı şaraplarla aranız iyiyse, iyi bir şişe Primitivo, bölgenin peynirleriyle birlikte akşamınızı taçlandıracaktır.
Puglia malzemeye saygının, israftan bilgelik çıkarmanın ve geleneği inatla korumanın mutfağıdır. Her lokmada güneşin, toprağın ve denizin size bir hikâye anlattığı dürüst ve karakterli bir lezzetler diyarı. Haftaya da bu diyarı en iyi temsil eden lokantaları yazacağım.




Subat ayinda Bordeaux ve San Sebastian’a gidecegiz. Yazi ve videolariniz oldukca onemli bizim icin. Zaman kisitli olunca risk almak yerine sizin tavsiyelerinizle gidiyoruz. Turkiye’deki gibi gittiginiz yerler Avrupa’da pahalanmiyor. Bu acidan icimiz rahat.